Kasten Öldürme Suçunun Hukuka Uygunluk Nedenlerinden Zor Kullanma Yetkisi
Kasten öldürme kanunun verdiği yetkiye dayanarak gerçekleştirilmiş ise hukuka uygunluk sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim TCK 24.maddesinde bu husus “Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez” şeklinde belirtilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 2. maddesinde de yaşam hakkına yer verilmiş olup AİHS m. 2/2 ise ihlale neden olmayacak istisna halleri belirtmiştir;
Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:
a-Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması
b-Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme
c-Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması
AİHS, kendisine taraf devletlerin hangi koşullar altında silah kullanılabileceğini kendi kanunlarında düzenlemek zorunda olduklarını belirtmiştir. 2.maddesinde belirttiği gibi silah kullanma da mutlak zorunluluk ve orantılılık bulunmalıdır.
Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 16. maddesinde kolluk güçlerinin hangi hallerde silah kullanma yetkisinin olduğu belirtilmiştir. Burada en önemli problem kaçan bir kişinin yakalanması için silah kullanılıp kullanılamayacağı hususudur.
PVSK 16/7-c göz önüne alındığında polis “Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde” silah kullanmaya yetkilidir şeklinde belirtilmektedir. Fakat bu husus gerçekleştirilirken polis, önce kaçan kişiye dur ihtarında bulunmalı, devamında durmuyorsa havaya uyarı atışı yapılmalı, kaçmaya devam ediyorsa ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.
Bu madde göz önüne alındığında son derece isabetsiz olduğu görülmektedir. Her ne kadar kişinin yakalanmasını sağlayacak ölçüde demekte ise de kötüye kullanılma ihtimali bir hayli yüksektir. Nitekim uluslararası insan hakları hukukuna bakıldığında bir kimsenin yakalanması o kişinin yaşam hakkından daha değerli değildir. Bir kişi yalnızca başkalarının hayat ve vücut bütünlüğü için tehlike arz ediyorsa son çare olarak silah kullanılarak etkisiz hale getirilebilir. Nitekim Birleşmiş Milletlerin 8. “Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı Konferansı’nda 7.09.1990 tarihinde kabul edilen “Kolluk Güçlerinin Silah ve Kuvvet Kullanma İlkeleri’nin 9. maddesi: “Kolluk güçleri, kendilerinin veya diğerlerinin yakın ölüm tehlikesi veya ağır yaralanmaya karşı meşru savunması; yaşam için özellikle ciddi bir tehdit oluşturan ağır bir suçun işlenmesinin önlenmesi, böyle bir tehlike oluşturan ve kendilerine direnen kişinin tutuklanması veya kaçmasının önlenmesi ve bu amaçların daha hafif önlemlerle elde edilememesi durumu dışında kişilere karşı ateşli silah kullanamaz. Her koşulda ateşli silahların kasten öldürmek için kullanılması yaşamın korunması için kesin bir kaçınılmazlık durumunda yapılabilir.” şeklindedir.
Görüldüğü üzere zor kullanma, ülkemizde her ne kadar hukuka uygunluk nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmış olsa da uluslararası hukuktaki ölçütlere bakıldığında PVSK m.16 yetersiz görülmektedir. Gerek AİHS gerek Birleşmiş Milletlerin 8. Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı Konferansı’nın 7.09.1990 tarihinde kabul ettiği “Kolluk Güçlerinin Silah ve Kuvvet Kullanma İlkeleri” bakımından hukukumuzdaki düzenlemeler demokratik ülkelerin gerektirdiği ölçüde olmayıp eksik ve yetersiz kalmaktadır. Nitekim AİHM 28.03.2006 tarihli Perk ve diğerleri kararında bunu belirtmiş ve PVSK’nun yaşam hakkını korumak bakımından yeterli yasal bir çerçeve oluşturmadığını belirtmiştir.
Sonuç olarak; Uluslararası hukuka bakıldığında kolluk kuvvetleri, yalnızca insan yaşamının ciddi tehlikeye girdiği durumlarda ve bu tehlikeyi oluşturan kişinin kaçma ve direnme durumlarında silah kullanabilmektedir. Fakat ülkemizdeki kanun ve uygulamaya bakıldığında ise polis, dur ihtarı ve uyarı atışından sonra kaçmaya devam eden herkesi silahla vurabilir şeklinde yorumlanabilir. Ayrıca uygulamadaki görevliler hem hâkim ve savcı hem de polis kanunu katı bir biçimde yorumlayıp hakların en değerlisi olan yaşam hakkını bazı haklardan aşağı tutmaktadırlar. Unutulmamalıdır ki yaşam hakkı hakların en önemlisi olup kaçan kişinin öldürülmesindense kaçması ve daha sonra yakalanması demokratik ve gelişmiş toplumların görev ve gereklerinden biridir. Bu hususta ülkemizde uluslararası kriterler de göz önüne alınarak PVSK ve TCK’nda yeniden düzenleme yapılarak kolluk kuvvetlerine tanınan geniş yetki daraltılmalı, yaşam hakkının önemine binaen kolluk kuvvetlerine eğitim verilmelidir. / 28.02.2023
Av. Volkan SÖNMEZLER
Kurucu Ortak – Co-Founder
av.volkansonmezler@favelaw.com.tr
Web Sitemizdeki içerik ve yazıların kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması yasaktır. Yayınlanması ve tespit edilmesi halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Web sitemizdeki tüm içerik ve yazıların telif hakkı FAVE HUKUK & DANIŞMANLIK’a aittir.
